Zilzal
Kelimenin doğrudan anlamı "şiddetli sarsıntı" veya "deprem" demektir.
Zilzal anlatım olarak kıyametteki büyük depremin habercisi olmakla beraber günümüzdeki depremlerde bunun küçük alametleri ve habercisidir. Bir deprem ülkesi olarak depremler hep kötü, felaket ve acı sebeplere gark olmuştur. Depremlerden çıkarılacak çok ders olmasına rağmen hala günümüzde maalesef bu konu için ciddi çalışmalar yerine ufak tedbirler almıştır. Dikkat ederseniz sürekli imar yönetmelikleri değiştirilmekte yapılan değişiklikler sürdürülebilir olmaktan uzak tamamen ekonomik değerler üzerine kurgulanmaktadır. Halbuki bu çalışmalar ciddi meslekler arası diyalogla bir çalıştay sonrası verilecek kesin kararlardan ibaret olmalıdır. Ecdadımız olan Mimar Sinan’ın eserlerinde dahi deprem ve çevresel etkenlere göre nasıl bir sistem geliştirildiği hala anlaşılmaya çalışıldığı gibi Japonya Mimar Sinan’ın tekniklerin kullanarak inşaat modeli üzerinde çalışmaktadır. Tam 500 sene boyunca yapılan yapıların ne denli ayakta durduğu ortadadır. Hatta köylerde inşaa edilen, deprem fay hattından geçmesine rağmen o yıllarda uygulanan bir teknikle sapasağlam kaldığı da unutulmamalıdır. Maalesef bizler bu kadar zengin bilim ve ilimle dolu geçmişimizdeki bilgilerin üzerine geliştirmek yerine ehliyetsiz, liyakatsız ve insanı değerleri ön planda tutmayan bir düzen içinde nasıl bu hale gelmişiz.
Şu anki evlerimiz artık bizlerin değil bankaların olacak şekilde planlandığını ve her 10 senede bir çürük ibaresi verilip başkasını almak için çabaladığımızı ve yorulduğumuzu artık görmeliyiz. Yapılacak en önemli riyazetten öncelikle her çocuğun ailesi ve eğitim kurumlarınca ahlaki değer yargıları ile büyütülmesi, kişilere doğru zanaat okullarına yönlendirilip herkesin ilgisi ve sevdiği işlerle eğitilmesi, sonrasında ülkemde yapılacak her işte her işin ehliyetli olanların yapması ve bir önceki yazımda da belirtmem üzerine ahilik kuralları çerçevesinde iş anlayışı olması ve liyakattır.
Buraya kadar yazdıklarım depremin şu ana kadar insanoğlundaki etkilerini ve sonuçlarını göstermektedir ve bunlardan artık ders çıkarmamız gerektiğini özetlemektedir. Ben size başka bir açıdan "Zilzal" yazmak istiyorum. Tasavvufta, Kur'an'daki kıyamet, cennet, cehennem ve "Zilzal" (büyük deprem/sarsıntı) gibi kavramlar, sadece gelecekte yaşanacak fiziksel olaylar olarak değil, aynı zamanda şu anda, insanın kendi iç dünyasında (manevi yolculuğunda) deneyimlenen haller olarak da yorumlanır.
Tasavvufta "Zilzal" (Deprem) genellikle şu anlama gelir:
Sufi yorumlara göre, Zilzal Suresi'nde sarsılan "yer" (Arz), öncelikle insanın kendi bedeni, kalbi veya nefsidir. Nefs (Ego), günahlarla, dünyevi bağlarla, kibirle ve gafletle ağırlaşmıştır. Manevi Sarsıntı (Zilzal), Allah'a ulaşma yolundaki bir dervişin (salik) yaşadığı derin manevi krizler, yoğun zikir, ilahi aşkın veya Allah korkusunun kalbe gelmesiyle yaşanan sarsıntıdır. Amaç, bu sarsıntı, nefsin katılaşmış kabuğunu kırmak, onu gaflet uykusundan uyandırmak ve içindeki "ağırlıkları" dışarı çıkarmak içindir. Surede "Yer, ağırlıklarını dışarı çıkardığı zaman, O gün yer, kendi haberlerini anlatır." buyrulur.
Zahiri Anlam; Kıyamette yerin içindeki ölüleri veya hazineleri çıkarması, yeryüzünün, üzerinde kimin ne yaptığına dair şahitlik etmesidir. Batıni (Tasavvufi) Anlam; Manevi sarsıntı (Zilzal) yaşayan kalbin veya nefsin, içinde gizlediği bütün manevi kirleri, günahları, kötü huyları, dünyaya olan bağlılıkları ve gizli şirkleri dışarı atması, yani kusmasıdır. Bu, bir arınma (tezkiye) sürecidir. Nefs ve kalp, sarsılıp arındıktan sonra (Zilzal'den sonra), ilahi ilhamlara ve manevi sırlara açık hale gelir. Artık kalp, Allah'tan gelen "haberleri" duymaya başlar. Kişinin kendi vicdanı veya kalbi, ona neyin doğru neyin yanlış olduğunu konuşur.
Tasavvufta temel bir hedef olan "Ölmeden önce ölünüz" hadisiyle Zilzal doğrudan ilişkilidir
* Büyük Kıyamet: Evrenin fiziksel olarak yok oluşu.
* Küçük Kıyamet: Kişinin kendi nefsani varlığının (benliğinin) yok olması, egonun ölmesi ve Allah'ın varlığında "hiç" olmasıdır.
İşte bu "Küçük Kıyamet" anı, kişinin kendi içindeki "Zilzal"i yaşamasıdır. Bütün eski inançları, değer yargıları ve benlik algısı sarsılır, yıkılır ve yerine manevi bir hakikat doğar.
"Zilzal", dünyanın fiziksel olarak sarsılmasından ziyade, manevi yolcunun iç dünyasının sarsılmasıdır. Bu, egonun (nefsin) direncini kıran, gizli manevi hastalıkları açığa çıkaran, arınmayı sağlayan ve kişiyi "ölmeden önce ölmeye" (manevi yeniden doğuşa) hazırlayan zorlu ama zorunlu bir manevi dönüşüm sürecidir.
Sonuç olarak deprem sadece varlık aleminde olmaz, iç alemde de olur. Her ikisinde de çıkarılacak dersler vardır. İç alemini düzelten ve AŞK’ı bulanı dış alem etkilemez.




YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.