
Doğru Mühendislik Hizmeti Alan Her Bina Sağlamdır
Manisa’daki yapı stoğuna, çelik konstrüksiyonun avantajlarına ve deprem sonrası yargı süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan İnşaat Mühendisi Barış Ali Çınar, "Doğru mühendislik uygulamalarıyla her zeminde bina yapılabilir" dedi.
2004 yılında Celal Bayar Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan Barış Ali Çınar, meslek hayatına 2002 yılında stajyer olarak başladığını, 2006 yılında ise Barış Ali Çınar Mühendislik ofisini kurduğunu belirtti. Sadece proje üzerine çalışan bir firma olduklarını ifade eden Çınar, ofislerinde üç mühendis ve dört mimarla birlikte faaliyet yürüttüklerini söyledi.
Özellikle çelik konstrüksiyon alanında uzmanlaştıklarını dile getiren Çınar, çeliğin yalnızca bir taşıyıcı sistem tercihi olmadığını, aynı zamanda ileri düzeyde malzeme bilgisi ve teknik uzmanlık gerektiren bir disiplin olduğunu vurguladı. Projede tasarlanan detaylarla sahadaki uygulamanın birebir örtüşebilmesi için malzemenin doğru tanınması ve tüm teknik özelliklerinin titizlikle değerlendirilmesi gerektiğini belirten Çınar, bu sürecin uzmanlık ve deneyim gerektirdiğini ifade etti. Çeliğin geri dönüştürülebilir bir malzeme olması ve yüksek deprem performansı sayesinde güvenli bir yapı alternatifi sunduğunu kaydeden Çınar, buna karşın maliyet unsurunun yatırımcı tercihlerinde belirleyici rol oynadığını söyledi. Uzun vadede dayanıklılık, sürdürülebilirlik ve yapısal performans açısından önemli avantajlar sağlamasına rağmen çelik yapıların çoğunlukla ekonomik imkânları daha güçlü yatırımcılar tarafından tercih edildiğini dile getirdi.
Manisa İnşaat Mühendisleri Odası’nda geçmiş dönemde 2. Başkanlık görevini yürüttüğünü belirten Çınar, üç dönem görev almaları nedeniyle tüzük gereği yeni yönetimde yer almadığını söyledi. Mesleki örgütlenmenin önemine dikkat çeken Çınar, böyle yapıların hem sektörün gelişimi hem de meslektaşlar arasındaki dayanışma açısından büyük katkı sağladığını ifade etti.
Sahadaki yanlış uygulamalar yapı güvenliğini riske atabiliyor
Manisa’daki mevcut yapı stoğuna da değinen Çınar, 1999 depremi sonrasında yürürlüğe giren yönetmeliklerle birlikte yapı kalitesi ve denetim süreçlerinde önemli iyileşmeler sağlandığını, ancak 1999 öncesinde inşa edilen yapıların hâlen ciddi riskler barındırdığını ifade etti. Yeni yönetmeliklerin teknik açıdan yeterli ve kapsamlı olduğunu vurgulayan Çınar, asıl sorunun zaman zaman uygulama aşamasında ortaya çıktığını belirtti. Betonun şantiyeye standartlara uygun şekilde ulaşmasına rağmen, sahadaki bazı uygulamalarda işi hızlandırma amacıyla betona su ilave edilebildiğini dile getiren Çınar, bu tür müdahalelerin beton dayanımını düşürdüğünü ve yapı güvenliğini olumsuz etkilediğini söyledi. Çınar, teknik yeterlilik kadar sahadaki disiplin ve denetimin de yapı güvenliği açısından belirleyici olduğuna dikkat çekti.
Deprem sonrası süreçte inşaat mühendislerinin ağır bir yargı baskısıyla karşı karşıya kaldığını ileri süren Çınar, sorumluluk zincirinin tüm paydaşları kapsayacak şekilde adil ve net biçimde tanımlanması gerektiğini vurguladı. Bir yapının projesinin teknik olarak doğru hazırlanmasının tek başına yeterli olmadığını belirten Çınar, uygulama, denetim ve kullanım aşamalarında gerçekleşen müdahalelerin de yapı performansını doğrudan etkileyebileceğini ifade etti.
Çınar, kullanıcıların kolon kesmesi ya da taşıyıcı sisteme zarar verecek müdahalelerde bulunması gibi durumların mühendislerin kontrol alanı dışında geliştiğine dikkat çekerek, benzer şekilde sahadaki uygulayıcıların ve ustaların da sorumluluk çerçevesi içinde değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi. Sorumluluğun yalnızca proje müellifine yüklenmesinin adil bir yaklaşım olmayacağını belirten Çınar, yapı güvenliğinin tüm süreçleri kapsayan bütüncül bir anlayışla ele alınması gerektiğini sözlerine ekledi.
İhtisas Mahkemelerinin olmaması büyük sorun
Türkiye’de ihtisas mahkemelerinin bulunmamasının, teknik içerikli davalarda çeşitli sorunlara yol açtığını belirten Çınar, uzmanlık gerektiren dosyaların bilirkişi incelemesi için üniversitelere gönderildiğini, ancak bu süreçlerde de zaman zaman farklı değerlendirmeler ve uygulama farklılıkları nedeniyle sıkıntılar yaşanabildiğini ifade etti.
Sorumluluğu bulunan herkesin elbette hesap vermesi gerektiğini vurgulayan Çınar, buna karşın yargılamaların teknik gerçekler doğrultusunda, bilimsel veriler ışığında ve adil bir çerçevede yürütülmesinin büyük önem taşıdığını dile getirdi. Teknik disiplinlerin kendine özgü dinamikleri bulunduğunu belirten Çınar, karar süreçlerinde uzmanlık perspektifinin belirleyici olması gerektiğine dikkat çekti.
Manisa dar bir alana sıkıştı
Manisa’nın imar sorunlarına da değinen Çınar, kentin coğrafi yapısının yerleşim alanlarını doğal olarak sınırladığını ifade etti. Şehrin güneyinde Spil Dağı’nın, kuzeyinde koruma altındaki Gediz Ovası’nın, batısında ise Organize Sanayi Bölgesi’nin yer almasının Manisa’yı dar bir gelişim aksı içerisinde büyümeye zorladığını belirtti. Bu koşullar çerçevesinde dikey yapılaşmanın kaçınılmaz hale geldiğini dile getiren Çınar, doğru mühendislik uygulamalarıyla inşa edilen yapıların kat sayısından bağımsız olarak güvenli olacağını vurguladı. Yapı güvenliğinin yüksekliğe değil, projelendirme, zemin etüdü, malzeme kalitesi ve uygulama disiplinine bağlı olduğunu ifade eden Çınar, mühendislik kriterlerinin eksiksiz yerine getirilmesi halinde çok katlı yapıların da güvenli şekilde inşa edilebileceğini söyledi. Muradiye ve Kuşlubahçe bölgelerinin önümüzdeki dönemde önemli bir gelişim potansiyeli taşıdığına dikkat çeken Çınar, bu bölgelerde zemin koşullarının maliyetleri artırabileceğini ancak doğru mühendislik çözümleri ve uygun temel sistemleriyle güvenli yapılaşmanın mümkün olduğunu sözlerine ekledi.




HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.