Yatay Mimari Deprem Güvenliğinin Tek Çözümü Değil

Yatay Mimari Deprem Güvenliğinin Tek Çözümü Değil

Deprem güvenliğinin yalnızca bina yüksekliği üzerinden değerlendirilemeyeceğine dikkat çeken S.A.I.T. Studio kurucuları, güvenli kentlerin doğru zemin, nitelikli mühendislik, sağlam yapı üretimi ve bütüncül kent planlamasıyla mümkün olduğunu vurguladı

A+A-

Türkiye’nin deprem gerçeği, güvenli yapılaşma tartışmalarını gündemde tutarken, S.A.I.T. Studio kurucuları Yüksek İç Mimar Sait Güray Yalçın ile Yüksek Mimar ve İnşaat Mühendisi Kemal Çetin, tartışmanın yatay ve dikey mimari ikileminden çıkarılması gerektiğini belirtti.

Deprem güvenliğinin yalnızca yapıların kat sayısıyla ölçülemeyeceğini ifade eden Yalçın ve Çetin; zemin koşulları, taşıyıcı sistem, yapı kalitesi, nüfus yoğunluğu ve kent planlamasının birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.

“Asıl mesele nerede ve nasıl yapı yaptığımız”

Yatay mimarinin tek başına güvenli yapılaşma anlamına gelmediğini belirten Sait Güray Yalçın, “Doğru zeminde, doğru mühendislikle tasarlanmış çok katlı bir yapı; yanlış zeminde ve hatalı planlanmış az katlı bir yapıdan çok daha güvenli olabilir. Asıl tartışmamız gereken, kaç kat yaptığımızdan önce nerede ve nasıl yapı yaptığımızdır” dedi.

Kontrolsüz yatay yapılaşmanın da yeni kentleşme sorunları yaratabileceğini belirten stüdyo kurucuları; düşük yoğunluklu ve geniş alanlara yayılan yerleşimlerin altyapı maliyetlerini artırabileceğini, ulaşım mesafelerini uzatabileceğini ve doğal alanlar üzerindeki yapılaşma baskısını artırabileceğini ifade etti.

yatay.jpeg

“Deprem güvenliği tasarımın çıkış noktası olmalı”

Kemal Çetin ise deprem güvenliğinin sonradan yapıya eklenebilecek bir unsur olmadığını belirterek, mimarlık ve mühendisliğin tasarım sürecinin başından itibaren birlikte ilerlemesi gerektiğini söyledi. Çetin, zemin verilerinden taşıyıcı sisteme, yapı geometrisinden malzeme ve uygulama kalitesine kadar tüm kararların bir bütün olarak ele alınması gerektiğini vurguladı.

Kent ölçeğinde planlama vurgusu

S.A.I.T. Studio’nun yaklaşımında mimari, iç mimari, statik ve peyzajın birbirinden bağımsız değil, aynı bütünün parçaları olarak değerlendirildiği belirtildi. Güvenli kentler için yalnızca yeni ve az katlı yapılar inşa etmenin yeterli olmayacağına dikkat çekilirken, mevcut yapı stokunun iyileştirilmesi, zemin koşullarına uygun tasarım, doğru yoğunluk kararları, güçlü altyapı ve nitelikli kamusal alanların da önem taşıdığı ifade edildi.

Yalçın, deprem sonrası kentleşme anlayışının yeniden sorgulanması gerektiğini belirterek, “Yatay yapı güvenlidir, yüksek yapı risklidir gibi kolay genellemeler yerine; bilime, mühendisliğe ve coğrafyasına saygılı tasarlanmış kentleri konuşmalıyız” ifadelerini kullandı.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.