Meva Ahşap ihracat oranını yüzde 70’e çıkardı

Meva Ahşap ihracat oranını yüzde 70’e çıkardı

50’den fazla ülkeye ihracat yapan Meva Ahşap’ın yönetim kurulu başkanı Zekeriya Hazırbulan, “2021 yılında üretimimizi yüzde 50, ciromuzu yüzde 100 artırdık. Üretim kapasitemizi de iki katına çıkardık. İhracat oranımız da yüzde 70’e yükseldi” dedi.

A+A-

 

 

2015 yılından bu yana Kemalpaşa’daki fabrikasında high gloss panel, akrilik panel ve kapı yüzeyi üreten Meva Ahşap, hem iç piyasada hem de yurt dışı pazarında yer alıyor. 2018 ekonomik krizinden sonra iç pazarda talebin azalması ile beraber ihracat odaklı bir satış stratejisi geliştiren Meva Ahşap, ürünlerin yüzde 70’ini yurt dışına ihraç ediyor. Bu durumun hem kendi şirketleri hem de ülke için sevindirici bir gelişme olduğunu belirten Meva Ahşap Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Hazırbulan, “Ham MDF’yi alıp uygulama yaptıktan sonra katma değerli ürün olarak yurt dışında satıyoruz. 2021 yılında ciromuzu 2 katına çıkardık. Ancak fiyatlardaki artıştan dolayı büyümemizi ciro üzerinden değil üretim miktarı üzerinden hesaplıyoruz. Üretimimiz geçen yıl yüzde 50 artış gösterdi. Pandemi sürecinde yurt dışından çok talep görünce ilave makine yatırımı yaptık ve vardiyalarımızı düzenledik. Üretim kapasitemizi yaklaşık yüzde 100 artırdık. Satış organizasyonumuzu da buna göre şekillendirdik” dedi.

50’nin üzerinde ülkeye ihracat

Dünyanın birçok noktasına ihracat yapan Meva Ahşap, ilerleyen yıllarda da ihracat ağırlıklı bir üretim gerçekleştirecek. Yurt dışındaki faaliyetlerinden bahseden Zekeriya Hazırbulan şunları söyledi: “Ana pazarımız Amerika, Kanada, Meksika ve Şili. Hindistan’da, Dominik Cumhuriyeti’nde, Avrupa’da müşterilerimiz var. Kuzey Afrika’ya çok hâkimiz. Suriye haricinde tüm komşu ülkelerimize ürün satıyoruz. Toplamda 50’nin üzerinde ülkeye ihracat yapıyoruz.”

Firmalar ne kadar hazırsa o kadar büyüyecek

Pandemiden sonra da Türkiye’ye olan talebin devam edeceğini belirten Hazırbulan, “Çin dünyadaki gayri safi milli hasılanın yüzde 16’sını, Amerika yüzde 24’ünü oluşturuyor. Türkiye ise yüzde 1’de. Dünya ekonomisinin yüzde 40’ını elinde tutan iki ülke arasında bir ekonomik savaş var. Bu ekonomik savaş bize olumlu yansıyacak ve talep sürekli olacak.  Amerika ile ticaretini devam ettirmek isteyen Çinli yatırımcılar Türkiye’ye üretim tesisi kuracak. Pazarını kaybetmemek için Türkiye’de üretim tesisi kuran, kurmak isteyen ve ortaklık teklif eden Çinliler var. Firmalar bu yeni oluşacak ekonomik düzene ne kadar hazırlıklıysa o kadar büyüyecek” ifadelerini kullandı.

Navlun maliyeti 3-5 kat arttı

Pandemiden dolayı yaşanan hammadde ve nakliye sorununa da değinen Hazırbulan, “Pandemiden önce ABD’ye bir konteyneri 2 bin 500 dolara gönderebiliyorken şu anda 8-9 bin dolara gönderebiliyoruz. Güney Kore’den aldığımız hammaddeyi 1.500 dolara getirebiliyorken şu anda 10 bin dolara getirebiliyoruz. Navlun maliyetleri çok arttığı için işletme maliyetimiz ciddi bir şekilde artırıyor. İhracata odaklanmak güzel ama bu tür zorluklarla da mücadele ediyoruz” dedi.

Türk ürünleri kaliteli

Türkiye’deki sanayicilerin Avrupa standartlarına yakın kalitede üretim yaptığını ifade eden Hazırbulan sözlerine şu şekilde devam etti: “Yurt dışındaki müşteriler Türk ürünlerini beğeniyor. Çin ürünlerinde kalitesiz algısı var. Biz de öyle düşünürüz, Amerikalı da, Fransız da öyle düşünür. Türkiye için öyle bir algı oluşmadı. Türkiye, Avrupa standartlarına yakın ürün üretiyor. Ortadoğu ve Afrika pazarı kalitemizi çok beğeniyor. Avrupa ülkeleri de bizim kalitemizin iyileştiğini görüyor. Ülke olarak en çok ihracat yaptığımız iki ülke Almanya ve Amerika. Bu iki ülke de kaliteli ürün talep ediyor. Buradan yola çıkarak bile kaliteli ürün ürettiğimizi rahatlıkla söyleyebiliriz. Türkiye’deki sanayicilerimiz kaliteye önem veriyor.”

Ev hanımı bile ihracat yapabilir

Her firmanın ihracatın bir yerinde olması gerektiğini ifade eden Hazırbulan, Türkiye’nin ihracat üssü olma potansiyeline de değindi. ‘İhracatta büyük bir fırsat var’ diyen Hazırbulan “Amerika ve Çin arasındaki ticaret savaşından dolayı Türkiye, Amerika ve Avrupa için alternatif bir üretim merkezi olabilir. Ürettiğimiz ürünleri hem Amerika’ya, hem Kanada’ya hem de Avrupa’ya kolaylıkla satabiliriz. Amerika Çin mallarına ek vergi getirdiği için Türkiye ön plana çıktı. Her firmanın ihracatın bir yerinde olması gerektiğini düşünüyorum. Mikro ihracat gündemimize girdi. Devlet de mikro ihracatı destekliyor. El işçiliği yapan bir ev hanımı bile mikro ihracat sayesinde yurt dışına mal satabilir” ifadesini kullandı.

Üretim kapasitesi arttıkça yatırım ve istihdam da artar

Kur farkının hem avantajlı hem de dezavantajlı tarafının olduğunu belirten Hazırbulan, yüksek kurun ülke ekonomisine olan etkisini şu şekilde yorumladı: “Üretici, hammaddenin çoğunu yurt içinden temin ediyorsa çok avantajlı. TL ile aldığı hammaddeyi işleyip dövizle sattığı için karlılığı artıyor. Karlılığını artırması demek daha çok yatırım yapması demek. Dezavantajlı tarafı ise hala ithalat yapan bir ülke olmamız. Biz firma olarak yüzde 20-30 hammadde ithalatı ile üretim yapıyoruz. İhracattaki kazandığımızı hammaddeye veriyoruz. TL ile hammadde aldığımız firmalar da bizim de dövize bağlı olarak maliyetlerimiz arttı deyip zam yapıyorlar. Kur farkından kazandığımızı yine hammaddeye vermiş oluyoruz. Ancak Türkiye’nin ihracat yapması minimum karlılıkla da olsa hem firmalar için hem de ülke için büyük avantaj. Üretim kapasitesi arttıkça sabit giderler aynı kaldığından karlılık artıyor. 100 birim üretirken birim başı maliyetimiz 10 liraysa 200 birim ürettiğimizde birim başı maliyetimiz 20 lira olmuyor, 12-13 lira oluyor. Bundan dolayı kapasiteler ne kadar artarsa ülkeye döviz girişi, istihdam ve yatırım da o kadar artıyor.”

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.